Bir zamanlar, yemyeşil bir ormanda yaşayan meraklı bir avcı, günün birinde rengarenk tüyleri olan minik ve çok özel bir kuş yakalamış.
Bir zamanlar, yemyeşil bir ormanda yaşayan meraklı bir avcı, günün birinde rengarenk tüyleri olan minik ve çok özel bir kuş yakalamış.
Minik kuş dile gelmiş ve "Eğer beni serbest bırakırsan, sana hayatın boyunca rehberlik edecek üç altın öğüt veririm" demiş.
Avcı merakla kabul etmiş; kuş avcının avucundayken ilk öğüdünü fısıldamış: "Olmayacak bir şeye asla inanma."
Avcı kuşu serbest bırakmış ve kuş hemen bir ağaç dalına konup ikinci öğüdünü söylemiş: "Elininden kaçıp giden fırsatlar için asla üzülme."
Avcı kuşu serbest bırakmış ve kuş hemen bir ağaç dalına konup ikinci öğüdünü söylemiş: "Elininden kaçıp giden fırsatlar için asla üzülme."
Sonra kuş avcıya bir oyun oynamış: "Biliyor musun, karnımda kocaman bir elmas vardı, beni bıraktığın için çok şey kaybettin!"
Avcı dövünmeye ve pişmanlıkla ağlamaya başlayınca kuş gülmüş: "Hemen iki öğüdümü de unuttun; hem küçücük kuşta elmas olacağına inandın hem de giden fırsat için üzüldün!"
Kuş, dağın tepesine doğru süzülürken son öğüdünü vermiş: "Üçüncü öğüdüm ise şudur; sadece dinlemek yetmez, öğrendiklerini her zaman aklını kullanarak uygula."
Avcı o günden sonra her duyduğuna inanmamış ve elindekilerin kıymetini bilerek, ormanda huzur içinde yaşamaya devam etmiş.
Avcı o günden sonra her duyduğuna inanmamış ve elindekilerin kıymetini bilerek, ormanda huzur içinde yaşamaya devam etmiş.